Eski zamanlarda özellikle avlanmak için icat edilen Ok’un kökeni tam olarak nereden çıktı bilinmiyor. İncelemelere göre tarih öncesi devirlerde Avustralya’da yaygın olmakla beraber tüm dünyada kullanılan yaygın bir silah olduğunu anlaşılmıştır. Türklerde Ok kullanımına dahil Oğuz Destanında rastlıyoruz. Ok, Türklerde ‘boy, kabile’ aynı zamanda da ‘Oğuz’ anlamına da gelmektedir. Türkler, oka bir çok sembol yüklemişlerdir.Örneğin; Selçuklularda ok ve yay, hem adaleti hem de hakimiyetti temsil eden bir sembol haline gelmiştir. Selçuklularda Tuğrul Bey’den itibaren iç ve dış yazışmalarda kullanılan ok sembolü, Türkler için önemini göstermiştir. Orta Çağ islam tarihinde de ok ve yayın çok kullanıldığını kaynaklarla görmekteyiz.Tarihi bulgular, XI. yüzyıldan itibaren İslam ordularında çelik yayların kullanıldığını gösteriyor. Türklerin İslamiyeti kabul etmesiyle beraber Osmanlıda okçuluk daha çok ilerlemiş, okçu birlikleri kurulmuştur. Bu okçu birlikleri bil hassa okçuluk sanatının gelişmesinde önemli rolü üstlenmişlerdir. Deniz savaşlarında kullanılan dumdum’lu (parlayıcı,fitilli) buna en güzel örnek olur şüphesiz. Osmanlı bu sanatı daha iyi geliştirmek için çeşitli yerlerde spor sahaları kurmuş ve müsabakalar düzenlemiştir. Ok ve cirit müsabakaların sonunda Padişah mükafatlarını verir ve diğer sporcuları daha iyi olmak için teşvik primi dağıtırdı. Paraya ihtiyacı olmayan sporcular geri çekilir ve diğer arkadaşlarına verilmesini tercih ederdi. Bu da gösterir ki sporcular aynı zamanda ahlaki değerlere de önem verirler. Çok geçmişlere dayanan bu ‘Ata’sporumuz ne yazık ki şimdi unutulmaya yüz tutmuş durumda.